Last Updated on Sunday, 11 April 2010 18:38 Written by Dundar Sahın Sunday, 11 April 2010 18:28
Hemen hemen hergün gerek yazılı basında gerekse de görsel basında insanların canına, malına ya da sağlığına mal olan onlarca olaya rastlıyoruz. Bunların bir kısmından afet, diğer bir kısmından ise dikkatsizlik, ihmal, görünmez kaza ya da kayba ramak kalmak olarak bahsediliyor. Acaba oluşan bir olayın kaza, afet veya acil durum olmasını sağlayan faktörler nelerdir? Hangi sebeplerin bir araya gelmesi sözkonusu olayları oluşturmaktadır? Aradaki fark nedir? Belki bu sorunun yanıtı, yukarıda bahsettiğimiz kavramların tanımlarındaki fark da yatmaktadır. Beraberce tanımlayalım:
Olay: Tasarlanan sıralı adımlarda meydana gelen sapmalar ve bu sapmaların ortaya çıkardığı durumlardır.
Kaza: Ölüme hastalığa, yaralanmaya, hasara veya diğer kayıplara sebebiyet veren istenmeyen olaydır. Kazalar, kayba ramak kalmak ve az daha gibi kavramları da kapsamaktadır.
Zarar ise; yaralanma, ölüm, hastalık, mal mülk ya da ekipman hasarı ve bu süreçlerin sonunda ortaya çıkan kayıptır. Sözkonusu kaybın büyüklük oranı zararın büyüklüğünü gösterir.
Tehlike: Potansiyel olarak zarara neden olabilecek durumdur. Bu duruma makineler, çalışma metodları, yaşam tarzı ve tercihler sebep olabilmektedir.
Risk: Meydana gelebilecek zararlı bir olayın sonuçları ve oluşma olasılığının bileşkesidir.
“Risk” çok önemsiz bir olaydan (kağıt kesiği gibi), felaket düzeyinde (nükleer reaktör patlaması gibi) bir kazaya kadar çok geniş aralıkta tanımlanır.
Risk Değerlendirmesi: Tehlikeyle ortaya çıkan zarar görme ve kayıp riskini değerlendirme ve tehlikeleri belirleme sürecidir.
Risk Yönetimi: “Risk Yönetimi” en geniş anlamı ile organizasyonu, insan grubunu veya kişileri tehdit eden her türlü zarar ve kaybın kontrolü anlamına gelir.
Acil Durum: Can kaybı, yaralanma, yapısal ve yapısal olmayan fiziksel hasarlar, çevresel zararlar ile kişi ya da kurumların faaliyetlerini kısıtlayan her türlü beklenmedik olay ve tehlike ‘acil durum’ adını alır.
Afet ise bu gibi durumlarda, mücadele için yaratılmış mevcut kaynakların yetersiz kaldığı ve kapasitelerinin aşıldığı olaylara denir.
Afetler doğal nedenlerden, insanların da hatalar zincirinin tamamlanmasında rol oynadığı teknolojik kökenli kazalardan veya terör olayları gibi kasıt içeren ve tamamen insan kaynaklı sebepler gibi birçok sebepten oluşabilirler. Yılın herhangi bir mevsiminde olabilir; sınırlı ya da geniş çaplı bir coğrafi alanı kapsayabilir.
Doktrinde afetler, kaynakları itibarıyla genel olarak doğa olaylarının yol açtığı afetler ve insanın yol açtığı afetler olmak üzere 2 ayrı türe ayrılırlar. Bazı uzmanlar ayrıma 3. bir nokta ekleyerek teknolojik afetleri de ayrı bir grup altına toplamaktadırlar. Asıl kaynağı itibarıyla teknolojik afetlerin nedeni de insanlardır. Fakat karmaşık ve son derece yüksek teknolojiye konu olması ayrı bir grup olarak ele alınmasını araştırma ve planlama açısından daha efektif kılmaktadır.
Etkin bir afet ve acil durum yönetimi, öncelikli olarak uzun ve zorlu bir planlama döneminden sonra hayata geçirilebilir. Aksi halde yapılacak her türlü müdahale anlık ve sadece spesifik acil duruma iliskin olacaktır. Acil Durumlari yönlendiren parametreler, maalesef coklu olarak karsimiza cikmaktadir. Genel anlamda bakildiginda aslinda 2 ana hat gorulmektedir:
1. Organizasyonel Hat
2. Kişisel, ferdi hat
Organizasyonel Hat olarak anilan birinci maddeyi kabaca acarsak: Devlet politikaları ve devletin konuya iliskin yaptigi yatirim, itfaiye sivil savunma ve kriz merkezleri gibi konuyla ilgili devlet kurumlarının portföyü, devlet tarafından desteklenen, konuya ilişkin eğitim politikaları, sivil toplum örgüt faaliyetleri ve özel şirketlerin hazırlıkları önemli yer arz etmektedir.
Kişisel ve ferdi hat olarak anılan ikinci maddeyi kabaca açarsak: Halkın veya çalışanların sözkonusu olaylara ilişkin duyarlılığı, şahsen yaptığı hazırlık ve calışmalar, ve son olarak da konuya ilişkin bilgisini sözkonusu durumlarda kullanabilme becerisini gösterebiliriz.
Afetler oluşum bicimleri geregi; cogu zaman ön uyarı vermeden olusabilmektedir. Ya da ön uyarı algılandığında afete ilişkin hazırlık faaliyetleri yetersiz düzeyde oluşabilmektedir. Devlet veya şirketlerin politikalarının konuya ilişkin yapacağı yatırımın boyutu, ön uyarı sistemlerinin becerilerini direk olarak etkiliyebilmektedir. Fakat ayni zamanda yeterli bir yatırımla oluşturulmuş olan uyarı sistemleri aktif hale getirilse bile; halk kitlelerinin veya çalışanların konuya olan duyarlilik düzeyi acil duruma ilişkin hazırlık ve müdahaleyi direk olarak etkiliyebilmektedir.
Bütün bu kavramlar ve sistemlerin amacı aslında insanların ve kurumların sağlık, emniyet çevre ve güvenliklerinin sürekli olarak kabul edilebilir seviyelerde tutulması isteminden kaynaklanmaktadır.
Afet ve acil durumlarda güvenlik kavramı ve önemi özellikle son yıllarda yaşadığımız gerek ulusal gerekse de uluslararası gelişmelerde ön plana çıkmıştır. İster insan kaynaklı olsun isterse de doğal kaynaklı olsun afetler, sınır tanımaksızın tüm kurum, kuruluş, altyapı tesisleri, sektörleri ve yerleşim ve yaşayış yerlerini derinden etkilemektedir. Asıl sorun afet veya acil durum oluştuktan hemen sonraki aşama olan “afet sonrası” fazda ortaya çıkmaktadır. Kurumların yukarıda bahsettiğimiz planlama yatırımları afet sırasında ve sonrasındaki kontrol becerilerini direk olarak etkilemektedir. Başta bankalar olmak üzere finansal kuruluşlar, hüküm doğuran önemli evrak ve kayıtların tutulduğu mahkeme, defterdarlık, gibi kurumların afet sonrasındaki güvenlikleri büyük önem arz etmektedir.
Günümüzde Ar-Ge faaliyetleri Acil Durumun hemen sonrası nasıl önlemler alınması gerektiği konusunda büyük aşamalar kaydetmektedir. Dışarıdan enerji desteğiyle çalışan güvenlik ve alarm sistemleri yerlerini yavaş yavaş kendi enerji kaynaklarını barındıran ve çok zor şartlara dayanması için üretilen (stroke, dust, shock, mud, water proof) sistem ve mekanizmalarla değiştirilmeye başlanmıştır. Aslen sensör ve beacon mantığıyla çalışan bu sistemler yaydıkları bir sinyalle başka ve uzak bir ortamdaki asıl mekanizmayı aktive edebilmektedirler. GPS ve uydu gözlem sistemlerinin yaygın kullanım imkanlarını da içeren bu tür ileri teknolojik güvenlik sistemlerinin önümüzdeki birkaç yıl içinde fiziksel güvenliğe büyük katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Kendi enerji kaynağını barındıran sensör ve beaconların, günümüzde fiziksel güvenlik sistemlerine destek olmasının nedeni; güvenliği sağlayacak koruma personelinin afetten ne kadar etkilenmiş olacağının meçhul olmasıdır. Koruma personeli kavramı artık yavaş yavaş destek ve gözetim hizmetlerine doğru kaydırılmaktadır.
Afete maruz kalan bölgelerin gelişmişlik düzeyleri başta olmak üzere, afetin oluştuğu bölgede yaşayan toplumların; din, inanış, günlük yaşam biçimleri, beşeri faaliyetleri de afet sonrası oluşan kamu ve hizmet sektöründeki boşlukların post-emercensi durumları ortaya çıkarmasını direk olarak etkileyebilmektedir. Yaygınlaşmış kültürel, etik yaklaşımlar ve sosyal baskılar; yağma, saldırı, taciz ve rahatsız etme gibi durumların ortaya çıkmasını çoğu zaman re’sen durdurabilmektedir. Bir başka deyişle toplumun genel ahlaki tavrı acil durum oluşumunu kendiliğinden bertaraf edebilmektedir. Bu noktada ortaya çıkan asıl sorun ise kasıt kavramı ile daha önceki zamanlarda planlanmış fırsat bekleyen faaliyetlerde kendini göstermektedir.
Kurum, firma ve organizasyonların öngördükleri risk faktörleri üzerine yaptıkları planlar ve riskleri kontrol altına alma faaliyetleri ile yukarıda bahsettiğimiz istenmeyen olaylara tahammülleri ters orantılı olarak kendini göstermektedir. Riski algılayabilmek ve riski değerlendirebilmek acil durumu yönetebilmek açısından çok etkili bir yoldur.
İstenmeyen olay oluştuğu anda; hızlıca planlanmaya başlanması ve uygulamaya geçilmesi, bazı durumlarda daha büyük kaoslara yol açabilmektedir. Bu konu hakkında önemle üzerinde durulması gereken bir başka husus da Acil Durumlara müdahale ve kontrol adına yapılacak planların; diğer üst, alt, kapsayan, kapsanan kurum, organ ve kuruluşlarla aynı ortak dili paylaşabilmesidir.
Şöyleki; toplantı yaptığımız salonun acil durum planı, salonun bulunduğu katın acil durum planının alt kümesi olması gerekmektedir. Katın acil durum planı ise bulunduğu binanın acil durum planının alt kümesi olması gerekmektedir. Binanın acil durum planı yerel yönetim veya merkezi yönetim tarafından hazırlanmış mahallenin veya semtin ve bütün bunların sırasıyla şehrin, bölge veya eyaletin ve nihayet ülkenin acil durum planlarının alt kümesi olması gerekmektedir. Günümüzde ülkeler arasında yapılan çok taraflı antlaşmalar da bu alt küme mantığına uluslararası olma boyutunu da kazandırmaktadır. Aynı şekilde çok uluslu özel şirketler de yerel parametleri de göz önüne alarak uluslararası uygulanabilir planlar oluşturmaktadırlar.
Dundar Sahin